11 Ekim 2008

Eve Donuyoruz

Ev yolundayiz. Harika bir duygu bu :)

Gecen gece Sami ile yazisirken tatilin nasil gectigini filan, sordu. Evi ozledigimden dem vurdum. Sozlerimi kimseyi takmiyor ki Sami bile pek ikna olmadi. Oysa ben bu konuda cok ciddiyim. Ben evimi ve Istanbul'u seviyorum. Uzaklasmam gerekirse en fazla iki gun dayanabiliyorum.

Cumlelerim komik oldu ama ne yapayim. Cocuksu bir sevinc ile ev yolundayim.

Benim icin mutluluk ruyalarimin bir tanesini burada yazayim da gerisini siz anlayin: Evde en azindan kirk sekiz saat boyunca kimsenin rahatsiz etmemesi ile kitap okumak...
http://www.alisaglam.com

10 Ekim 2008

Garanti Cep Şubesi'nde iPhone

IPhone kervanında Garanti Bankası da katılmış. Şöyle: "Cep Şubesi'nin iPhone'a özel tasarımıyla bankacılık işlemlerinizi cep telefonunuzun ekranına dokunarak daha hızlı ve kolay gerçekleştirebilirsiniz"

Son zamanlarda İnternet Bankacılığında beklediğim ücretlerin artmasına nispet yaparmış gibi Garanti Bankası "Cep Şubesi'nde tüm işlemler ücretsiz" diyor. Ne zamandır böyle diye merak ettim :)

Ne denir ki... Hayırlı olsun :)

Not: Sitede demo sayfası da var.

Google ile Mobil İnternet

Sayfa mobil telefon için adapte edilmiştir.

Google çok ama çok acayip bir şirket... Mesele İnternet olunda birçok ihtiyacımı karşılamak için mutlaka bir şeyler düşünmüş oluyor.

Web sayfalarını cep telefonu veya da cep bilgisayarı denilebilecek küçük cihazlardan açmaya çalıştığınızda karmaşık bir içeriği çözmeye çalışmak yerine, siteyi Google'ın Mobil sayfasında arayarak ulaşmak isterseniz, size cihazınız için adapte edilmiş bir içerik sunacaktır.

Sadece bu kadar da değil. Google Mobil olarak birçok ürün için de mobil sayfaları var. Benim için hayatımın önemli bir parçası olmuş olan RSS beslemeleri için Reader Mobil'de bunların arasında...

Diyorum ya: "Bu Google acayip bir şirket..."

Not: Son günlerde kafayı fazlaca mobil İnternet'e taktım. Daha önceleri sadece mailleri kontrol etmek için GPRS kullanırken artık sürekli mobil İnternet kullanmaktayım. Hali ile bazı problemler ve fırsatlar ilgimi çekiyor ve paylaşıyorum.

09 Ekim 2008

Sitelerin 'Mobile' Görünümü

Birçok web sitesinin özellikle de bizim gazetelerin 'mobile' sayfalarının olması çok iyi oluyor. Ancak bazı şirket web sitelerinin ve blogların bu konuda ilgisiz olmalarını anlamış değilim. İnsanlar size cep telefonlarından da ulaşmaları harika olmaz mı idi?

Bankalar ise uzun zamandır wap bankacığı hizmetini sunarak bu konuda birkaç adım öndeler. Hatta IPhone için özel olarak tasarlanmış sayfaları da var. Mesela Teb'in IPhone sayfası gibi...

Sitelerin mobile görünümleri önemli bir konu. Cep telefonlarının veya da cep bilgisayarlarının ekranlarının çözünürlüklerinin değişmediği sürece önemini korumaya da devam edecek.

Not: Teknik olarak meseleyi şirket siteleri ve bloglar için en azından CSS ile çözmek mümkün...

IPhone Muhabbetleri ile Başlayan Internet Sevdası

Iphone konusunda bloglarda çok sayıda yazı var. Hatta gazetelerde ve televizyonlarda da... Hali ile sokak da konuşuyor. Televizyonlarda görünen ise sadece işin suyunu çıkartmak. Mesela bana anlatılan şöyle bir "televizyon haberciliği" örneği var: Emekliler uzun maaş kuyruğunda iken gençler ise ilk günden IPhone satın alma telaşında... Ancak ne türden haber yapılarsa yapılsın insanlar bu mereti -adını anmadan- konuşuyor. Cihazı Türkiye'ye getiren Turkcell veya da Vodafone'un aynı reklam ile ekranda görünmesine rağmen insanlar merak içinde: Bu nasıl bir zamazingo!

IPhone hakkında konuştuğum ve teknoloji ile ilgisi olmayan insanların ilgisini en çok İnternet'in çektiğini gözlemledim. Büyük bir kesimin İnternet'i bilmek ve kullanmak istediğini, kullanımın kolaylaştıkça ve maliyetinin kabul edilebilir düzeyde olması ile elinden düşürmeyeceğini düşünüyorum.

Bu çok ciddi bir açılım. Bilgisayar olmadan, elinde zaten uzun zamandır bırakamadığı cep telefonu ile neti kullanmak insaların ilgisini çekecektir.

Galiba Türkiye halkı değişiyor ve bu da hızlı olacak gibi gözüküyor. Hazır olun dedenizin sizi cep telefonu ile Facebook'ta 'dürtmesi' yakın...

08 Ekim 2008

Tatildeyiz

Az önce aşağıdaki zırvayı yazdım ama sonra kendimi çok riyakar buldum doğrusu... Her zaman istediğim bu değil mi idi? İşim öyle olsun ki her yerden yapabileyim, her zaman hareket etme şansım olsun ve kimseye hesap vermeyeyim. Halime şükürler olsun. Amin amin amin...
Tatili biraz uzatarak hala devam ediyoruz -sezon sonu olunca fiyatlar sürünüyor- ama bitirilmesi gereken bazı işler de var. Bugün notebook'u alarak otelin kafesi gibi bir yere kuruldum. Ancak ne iş yapabiliyorum ne de tatilin bir anlamı oluyor böyle :(

Dün dışarda dolaşırken yaşlı bir dede ile muhabbet ettik. Dede diyor ki: Buralara almanlar, ingilizler geliyor ev alıyor ve işlerini internetten görüyorlarmış.

Dedeye diyecektim, aynen ben de öyle yapabiliyorum. Sonra vazgeçtim. Bence bu iyi bir şey değil. Tatil yerinde sadece tatil yapılmalı...

Archive.org

İnternet tuhaf bir alem doğrusu. İz bırakmadan var olamıyoruz; iz bırakınca da rahatsız olmamız için oldukça çok nedenimiz var.

Daha önce bırakılmış izleri takip etmek için Archive.org'tan haberiniz olmuştur. Birçok sitenin sayfalarını zaman zaman kayıt altına alıyorlar.

Geçenlerde okuduğumu hatırladığım ve birisine göstermek istediğim bir blog yazısı için müracaat ettiğimde beni mahçup etmedi :)

Sizi de mahçup etmeyecektir. Hatta merak ediyorsanız Microsoft'un 1996 tarihinde nasıl bir görünümü olduğunu da gösterecektir.

Ve ayrıca daha önce buranın nasıl göründüğünü de görebilirsin :)

23 Eylül 2008

Kısa Kısa

  • İsmail sonunda şiirleri yanında düz yazılarını da yayımlamaya başladı. Ben çok sevdim. Gece Yazılarını size de tavsiye ederim.
  • Dün gece Sayit'e yardım ettik. Kuruyemiş dükkanında tadilat yapmaya karar veren Sayit, salı günü -yani bugün- tadilatı bitirerek açmayı planlıyordu. Planladığı gibi gerçekleşmesi için malları geceden dizilmesinde yardımcı olduk. Sayit sadece bir arkadaş olmak dışında bir buluşma noktası, emanet ve hatta bir banka... Jelibonları, birçok çikolatayı ve gofretleri ben yerleştirdim :)
  • Ramazan gelince her taraf dilenci kaynar oldu. Bir bildikleri veya da deneyimleri onları dışarı çıkartıyor diye düşünüyorum. İnsanımız ramazanda daha çok yardımda bulunuyor.
  • Küresel krizi izliyor musunuz? Gerçekten büyük şeyler oluyor. Ben yine de eninde sonunda suların eskisi gibi durulacağını düşünüyorum. Oyunculardan bazıları gidiyor ama yerine benzerleri dolduracak ve suyun diğer tarafında işler istedikleri gibi sürecektir. Ta ki sistemin büyük bir oyuncusu herşeyi yok etmeye karar verene kadar... (Benim yıkım teorim de bu!!!)
  • IPhone almayı şimdilik düşünmüyorum. Ancak yeni aldığım BlackBerry Bold varken bile içim gıcıklanmıyor değil. Kendimi Ferruh Mavituna'nın IPhone Almamak İçin 22 Neden'i okuyarak tutuyorum. Iphone'un ilgimi çeken en özel hizmeti ise MobileMe'si...
  • "Elimde Kitaplarla Kasaya Doğru"da bugünlerde internetten kitap almaya niyetim yok diye yazmış olmama rağmen biraz sonra yeni kitapların siparişini vereceğim. Yanılmışım :)

19 Eylül 2008

Ülkede Adam Yetişmiyor Diyene

"... aynı zamanda öyle öyle, baska bir yerde de şöyle şöyle ve şurada da böyle böyle görevlerim var."
Be adam! Bütün üst düzey yöneticilikleri sen mi yapacaksın? Elbette adam yetişmez; senin gibiler her koltukta, aynı zamanda oturmaya kalktıkça.

Nasıl bir ego bu?

16 Eylül 2008

Elimde Kitaplarla Kasaya Doğru

Kafamı dağıtmak için yaptığım şeylerden biri de -belli bazı- kitapçıları dolaşmaktır. Orada, kitaplar arasında bulunmak adeta bir terapi gibi geliyor. Elbette bunun bazı sonuçları da olmuyor değil. Özellikle elimde kitaplarla kasaya doğru yürüyorsam...

Kitap konusunda İnternet'ten de alışveriş yapmadan olmuyor. Özellikle indirim oranlarından çok memnunum. Ayrıca alışveriş sitelerinin birçok özel hizmeti oluyor. Mesela bir yazarı arıyorsunuz ve birden o yazarın dağıtımda olan tüm kitaplarını ve hatta o yazarla ilişkili kitapları da görüyorsunuz.


Ancak İnternet'ten alışverişin bence büyük bir sorunu var: teslimat; yani hızlı teslimat. Siparişini verdiğim hatta bedelini de ödediğim kitapların hemen elimde olmasını istiyorum... ama olmuyor.

Biliyorum bu konu üzerinde zaman zaman çalışan siteler oluyor. Mesela "Türkiye'nin kütaphanesi" İdefix.com bir zamanlar, İstanbul'un bazı bölgeleri için, aynı gün teslim edeceğini duyuruyordu. Fakat bugün baktığımda öyle bir ilan görmedim. Zaten o bölgelerde de oturmuyordum.

Bir başka çözümü de son zamanlarda en keyifli alışverişleri yaptığım İnternet sitesi sunuyor: Hepsiburada.com. Ben belirtmeden temin edilmiş olan kitapları paketleyip, ek bir bedel istemeden kargoya teslim etmelerine bayılıyorum. Belki başka sitelerde de benzer uygulamalar vardır. Bilmiyorum...

Yine de kitap fuarı yaklaşırken yeni kitaplar almayı planlamıyorum; özellikle aklımda olmayan kitapları da satın aldığım İnternet'ten :) Ancak bir kitapçıda elimde kitaplarla kasaya doğru yürüyorsam, gerçekten planlanmamış bir şeyler olmuştur.

11 Eylül 2008

Ben Gencim!

Gecenlerde annem ziyaretimize geldiginde 'ben hala on sekiz yasim gibi hissediyorum' dedi.

Aman anne, nasil olur dedim.

...

Bugunlerde ben de oyle hisseder oldum. Oruc mu boyle yapti, bilmiyorum ama bu gercekten de iyi bir his :)

Not: Yeniden burada yazabilmek icin alistirma yapiyorum. Neden bu kadar ayri kaldim ki?
http://www.alisaglam.com

10 Eylül 2008

10 Eylül 2008

  • Bugün Cern'de yüzyılın deneyi yapılıyor
  • Ramazan geldi ve çok çabuk geçiyor
  • Eylüldeyiz ve geçen sene yazmadığım yazıyı yazar mıyım
  • Son dört gündür nerede ise hiç kitap okumadım ve bu durum huzursuzluk veriyor
  • Yazmak için aklımda yeni şeyler var ancak...
  • İşlerim çok ve zamanlama konusunda eksiklerim var
  • Biraz kilo verdim
  • Oruçluyken sadece susuzluk çekiyorum
  • Sesli olarak şiir okumak istiyorum
  • Yani biraz karışık bir haldeyim

27 Ağustos 2008

Asimetrik Bilgi ile Satın Aldığım Monitör

Son günlerde asimetrik tavırlar benimsemiş olmalıyım. Belki de asimetrik bir tişört ile dolaşıyorum farkında değilim. Ancak "asimetrik bilgi" hayatıma daha çocukken girdi ve gün geçtikçe yerine sağlamlaştırıyor.

Kısa ve öz şekilde asimetrik bilgi, birinin diğerinden daha fazla bilgiye sahip olmasıdır. Bunun finansal sistem veya da makro ekonomik teoride derin analizleri var olmasına rağmen benim dünyamda çok kötü bir firma olarak yer alan bizim -yani Türkiye'nin- ilk elektronik marketinin, uzun zaman önce bana sattığı monitörden bir kez daha hatırlıyor hatta iliklerime kadar hissediyorum.

Şöyle oldu: Satın almak istediğimi söylediğim monitörden önce kalmadığını, sonra da yöneticisine bir kez daha sormasının daha doğru olacağını söyleyen satış temsilcisinin yanında beliren yöneticinin, son bir tane var olduğunu söylemesi ile asimetrik bilgi teorisi işlemeye başladı.

Ünvanı yönetici olan kişi, daha önce satılmış ama kablosunda olan arıza sebebi ile geri gelmiş ve teknik servisin marifeti ile onarılmış bir "son ürün" sattı.

Ürünün durumunu bilme imkanımın olmadığı bir kutulu ürün satın alarak eve gelmiştim. Problemsiz çalıştığından dolayı geri götürmedim ama asimetrik bilginin tadını daha önce de birçok kez biliyorken bir kez daha tattım.

11 Temmuz 2008

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA)

Bu akşam Kırklareli'ne gidiyoruz. Belki piknik, belki balık, belki de sadece merada boş boş gezineceğiz. Seçenekler böyle olunca da hemen aklıma Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) geldi. Haberlerde ölen insanları gördükçe bir tedirginlik hissetmeden olmuyor.

Biraz araştırma ile kafamda acil bir eylem planı belirledim:
  • Kene varsa keneye dokunma, hemen doktora koş
  • Eğer doktora ulaşman zaman alacaksa keneyi kafasından, zedelemeden çıkart ve temas edilmeden alkol içinde tanı için sakla
  • Kimse de sana dokunmasın, sana bulaşan onlara geçmesin
  • Aşısı maşısı olmadığını da bil
KKKA var diye hafta sonunu eğlenmeden geçirecek değiliz. Sadece bir tedbir olsun diye ilgilendim ve hali ile biraz okudum. Hayatımı korkular üzerine kurmayı istemiyorum. Korku korkuyu doğuruyor ve bir süre sonra soluk alacak yer kalmıyor. Zaten zaman durmak bilmeden akıp gidiyor. Korku içinde beklemektense korkulanın çaresine bakmak lazım. Çare ise bilgi...

10 Temmuz 2008

Kalabalık Et Yığının Bir Parçasıyım Yani Saftaronum

Geçenlerde Oral Çalışlar yeni yazmaya başladığı Radikal'de bir okur e-postasını köşesine taşıdı. Şöyle deniliyor:
İlla şart mıdır, cahil bırakılmış, televizyon ile uyutulmuş, geleneklerin, dogmaların ve batıl inançların altında kalmış, kalabalık et yığınlarının düşüncelerine ve tercihlerine ne pahasına olursa olsun saygı duymak?
Aslında şöyle oluyor: Halkı cahil bırakacaksın. Televizyonla uyutacaksın. Geleneklerin, dogmaların ve batıl inançların altında ezeceksin.

Sonra da kalabalık et yığınlarının düşüncelerini ve tercihlerini belirleyeceksin. Onları bir yığın olarak şekillendirecek, bölecek, çarpacak, toplayacak ve çıkartacaksın.

Bunu niye yapacaksın? O ayrı bir konu: İktidar mı desem, yoksa hırs mı? Belki de para, bilmiyorum.

Olmazsa mankurtlaştıracaksın. O da şöyle oluyor:
Kafaları traşlanarak deve derisinden yapılmış bir başlık geçirilen insanlar güneşte bırakılırlar. Zamanla kuruyan deve derisi kafaya sıkıca yapışır. Bu arada yeniden uzayan saçlar çıkacak yer bulamazlar ve kafanın içine (beyine) doğru uzarlar.

Hikayede Dönenbay’ın oğlu efendilerine hizmet ederek oku annesinin kalbine atar.

Gelelim bana, ne yazık ki bu et yığınlarından bir parçayım. Mankurt olmadan; televizyonla uyutulmadan; geleneklerin, dogmaların ve batıl inançların altında ezilmeden yani çarpılmadan, bölünmeden, toplanmadan ve çıkartılmadan nasıl yaşarım?

Saftirik bir delikanlı iken saftaronluğuma bir çözüm bulmuşluğum var ama işe yarayacak mı yaramayacak mı öldükten sonra arkamdan söylenenlerle bilebileceğim :)

Saftaronluktan bıkmışlığımın çözümü okumaktı. Şimdi de mankurtlaştırılmamak için yine okumak diyorum. Hatta bir "et yığını" olarak saçlarımı okuya okuya dökersem, kafama geçirilecek olan deve derisi sadece başımı sıkar ama en azından beynime saçlar batmamış olur.

Doğal bir tarama özürlü potansiyelinin farkının da olması lazım, değil mi? Hatta daha az şampuan kullanmak gibi maddi yararlarının yanında böyle bir fayda harika olur.

Not: En iyi küfürüm olarak seçtiğim iki kelime var. Birincisi saftirik ve ikincisi dangalak :)

Not: Mankurtlaşma geçenlerde kaybettiğimiz büyük yazar Cengiz Aytmatov'un ünlü eseri Gün Olur Asra Bedel'den... Ben Cemile'yi çok sevmiştim ama yine de en çok Gün Olur Asra Bedel'i şaheser sayarım.

"Liberalizm ve cehalet üzerine"

Halil Berktay geçenlerde Taraf'daki köşesinde "Liberalizm ve cehalet üzerine" başlıklı ile bir yazı yazdı:
Bu olağanüstü birikimi bilmeden, tanımadan liberalizme dudak bükmek, kişinin kendi düşünce sığlığından başka neye tanıklık eder?

Bu, bilgiye artık vahiy ve otorite (revelation and authority) yoluyla değil, mantık, deney ve deneyim (reason, experience and experiment) yoluyla ulaşma ilkesi ve yöntemi olmaksızın; bu eleştirel akıl, bu hürriyetçilik, bu hukuk ve adalet anlayışı olmaksızın; bu birey özgürlüğü ve dokunulmazlığı vurgusu olmaksızın, çağdaş demokrasi olabilir miydi?

Marx olabilir miydi?
Fazla söze gerek yok.

Televizyon Enflasyonu Varmış

Televizyon kanallarının farklı isimler altında olanlarından başka aynı kanalın farklı versiyonlarını da görünce bu kadar çok kanalın gerçekten izlenip izlenmediğini merak ettim.

Elbette çeşitlilik önemli idi ama benzer şeyleri tekrar tekrar sunmanın ne anlamı var?

Güzel Görünümlü Tarla Tutkunu Köylüler

Televizyon muhabiri aynen böyle dedi: "Köylüler tarlalarının güzel görünmesi için..."

Televizyon ile radyo arasında çok büyük bir fark var. Bunu size anlatabilmenin en güzel yöntemi bir futbol karşılaşmasını aynı anda hem televizyondan hem de radyodan takip etmeniz olacaktır. Radyo spikeri maçı aktarabilmek için çok renkli bir anlatıma başvurmasına rağmen -günümüz Türkçe'si ile ne kadar olabiliyorsa- aynı mekanda bulunan televizyon spikeri pek yorulmaz.

Televizyon göstermek için vardır. Sözden daha çok görüntü ile işini yapar dedikten sonra acaba televizyonda sözün kalitesi önemli mi sorusu akla geliyor.

Dün bir haber kanalımızın Mersin'in Gülnar ilçesinde başlayan yangın sebebi ile -galiba Delikkaya köyünden- yapılan canlı bağlantı sırasında televizyon muhabirinin söyledikleri kafamın içinde girdi ve çıkmak bilmedi. Muhabirin yangının başlamasını anlatırken köylülerin anız yakmasının sebebi olarak tarlaların güzel görünmesi olduğunu bir çırpıda söyleyiverdi.

Bunu sadece söylemiş olmak için yaptı. Zaten televizyon göstermek için değil mi idi? Ne söylediğinin önemi var mı?

Anızların yakılması çok boyutlu bir mesele olarak Türkiye'nin bitmek bilmeyecek sorunlarından biri ama muhabirimiz farklı düşündüğünü canlı yayında ortaya koydu.

Televizyon göstermek içindir ve söz boş olsa da - yanlış olsa da olur? Acaba öyle mi?

07 Temmuz 2008

Erdem Bayazıt (1939-2008)

Elimde Erdem Bayazıt'ın Şiirler kitabı var. Vefat haberini öğrendikten sonra elimden düşmüyor. Oysa ki şiirlerden mısralar hep dilimin ucunda...

Ölüm denildiği zaman Bulmak şiirinden:
Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm
Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm.

Sana, Bana, Vatanıma, Ülkemin İnsanlarına Dair'den:
"Telgrafın tellerini kurşunlamalı"
Öyle değildi bu türkü bilirim
Bir de içime
-Her istasyonda duran sonra tekrar yürüyen-
Bir posta katarı gibi simsiyah dumanlar dökerek
Bazan gelmesi beklenen bazan ansızın çıkagelen
Haberler bilirim mektuplar bilirim.
Ölüm Risalesi'nden:
Bir gün öleceğim biliyorum
Bunu her an ölür gibi biliyorum
Ve son olarak yine Sana, Bana, Vatanıma, Ülkemin İnsanlarına Dair'den:
Kadınlar bilirim ülkeme ait
Yürekleri Akdeniz gibi geniş, soluğu Afrika gibi sıcak
Göğüsleri Çukurova gibi münbit
Dağ gibi otururlar evlerinde
Limanlar gemileri nasıl beklerse
Öyle beklerler erkeklerini
Yaslandın mı çınar gibidir onlar sardın mı umut gibi.
Erdem Bayazıt ile hiç görüşmedim, konuşmadım ve -bildiğim kadarı ile- aynı mekanda hiç bulunmadım. Dün akşam birkaç televizyon kanalında bazı görüntülerini izledim ama daha önceden bunları gördüğümü hatırlamıyorum. Elimdeki şiir kitabından başka bir tane daha şiir kitabı varmış ama onu da yeni öğrendim. Dergi köşelerinde başka yazıları var mı yok mu bilmiyorum. Ancak yazdığı birkaç mısra ile o kadar yakın şeyler hissediyorum ki anlatamıyorum.

Şiirler kitabını ise galiba önce Cahit Zarifoğlu ve peşinden başlayan Rasim Özdenören okumalarım sırasında satın almış olabilirim. Yani doksan dört veya da doksan beş olabilir.

Google'da biraz arama yapınca 29 Mart Cumartesi günü Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde Erdem Bayazıt'ın şiiri, şairliği, kişiliği konulu bir program düzenlenmiş. Orada Rasim Özdenören "Bayazıt’ın Ankara’da Milli Kütüphane’de çalıştığı sıralarda böyle bir görevi olmamasına rağmen ve hiç gocunmadan; yaşlı hademeye ve kütüphane memurelerine kıyamayıp, bütün kitapları kayıt için yukarıya ve kayıt işini hallettikten sonra tekrar aşağıya kendi taşıyışını" anlatmış.

Ayrıca bugün TRT2'de 19:55 gibi Erdem Beyazıt Özel programı da var.

Allah mekanını cennet eylesin. Amin.

Not: Bugün ikindi namazından sonra Eyüp'te cenaze namazı kılınacakmış. Gitmek isterdim ancak dün ertelediğim bir mesele için başka bir yerde olmam gerekiyor. Çok üzgünüm...

30 Haziran 2008

Master ve doktora tezlerini okumak ister misiniz?

Bunlardan ilginizi çeken bir konu var mı? Kitaplaşmayacak uç araştırma konularına göz atmayı düşünür müsünüz? Yani master ve doktora tezlerini okumak ister misiniz?

Bu mümkün! Siz yeter ki okumak isteyin. Yükseköğretim Kurulu Ulusal Tez Merkezi ile tezlere tam metin erişim sağlıyor.

Yükseköğretim Kurulu Yayın ve Dokümantasyon Dairesi Başkanlığı, 1987 yılından itibaren lisansüstü tezleri bünyesinde toplamış ve 10.03.2006 tarihinden itibaren de tezleri internet üzerinden araştırmacılara sunmuş.

Yalnızca bir sıkıntı var. Eğer tezler eski ise eser sahiplerinden izin alınmadığından tam metin olarak ulaşmaya izin verilmiyor. Eser sahiplerinin bu konuda yapmaları gereken "Tezlerin Çoğaltılması ve Yayımı İçin İzin Belgesi" ile faks ile, e-posta ile YÖK'e ulaşmak.

Dilerim ki tüm eser sahipleri bunu yapar ve biz ilgimizi çeken konulara en azından bir göz atarız.

Sami'ye Not: Tez zamanda senin tezini de tekrar okuyalım :)

26 Haziran 2008

Satın Alınacak Bir Kitap: Entelektüel: Sürgün Marjinal Yabancı

Edward Said'i aktivist, teorisyen, hoca ve belki de piyanist olarak -haddimi aşarak- tanıtayım. Oysa ki Edward Said'i ne kadar tanıyorum?

Hayatıma ilk olarak Şarkiyatçılık isimli kitabı ile girmişti. Sonraları haberlerde Filistin için yaptıklarını okumuş ve dergilerde de hakkında çıkan ilginç haberleri görmüştüm. 2006'nin son günlerinde de Edward Said anisina Uluslararasi Oryantalizm Sempozyumu'na gitmiştim. Ancak Şarkiyatçılık'tan sonra bir başka kitabını okumayı düşünmemiştim. -Hatta evde Şarkıyatçılık da çıkmadı. Neyse artık kimseye kitap ödünç vermiyorum. Çok iyi ediyorum :)-

Geçenlerde bir Edward Said seçkisi gördüm. Metis Yayıncılık Kış Ruhu ismi ile 2000'de basmış. Satın aldım.

Sonra inanılmaz büyük bir istekle Edward Said okumaya başladım. Hemen tüm kitapları satın almaya niyetlendim ki "Entelektüel: Sürgün Marjinal Yabancı" bir türlü kitaplarımın arasına katılmadı.

En başta birkaç kitapçıda dolaştım, olmadı. Sonra kitapyurdu.com'da var olduğu görünüyordu ve hemen başka kitaplarla sipariş verdim, yine olmadı. Baskısı bitti, diyerek mail atmışlar. Bu sefer kitabı basan Ayrıntı Yayınları'nı aradım. "Kitap elimizde var. Biz ideefixe.com ile çalışıyoruz, oradan alabilirsiniz." dediler. Harika dedim. Hemen yine birkaç kitap ile yeni bir sipariş daha verdim.

Bugün ideefixe'den bir mail geldi:

Aşağıda bilgilerini bulacağınız ürün, yayınevinde baskısı tükendiği için temin edilememiştir. Bu aksaklık için sizden özür dileriz.
İnsan ne hissetmeli?

Hemen Ayrıntı Yayınları'nı aradım. Bu sefer ise elimizde bir tane var, dediler. İadeden geldi. Onu ideefixe'e sizin için ileteceğiz dediler.

Ne olacak acaba? Merak ediyorum.

Birkaç alıntı yapalım.

Önce Metis'in web sitesinden Edward Said hakkında:
Kudüs doğumlu olan Edward W. Said (1935-2003) Kahire Victoria Kolejinde, Massachusetts Mount Hermon School'da ve Princeton ile Harvard Üniversitelerinde eğitim gördü. 1963'ten itibaren Columbia Üniversitesi'nde İngilizce ve karşılaştırmalı edebiyat dersleri verdi. 1974'te Harvard'da Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümünde konuk öğretim üyesi olarak, 1975-76'da Stanford Davranış Bilimleri İleri Araştırmalar Merkezinde burslu araştırmacı olarak, 1979'da da Johns Hopkins Üniversitesinde Beşeri Bilimler Bölümünde konuk öğretim üyesi olarak bulundu. Arab Studies Quarterly'de editörlük yaptı; New York'taki Dış İlişkiler Konseyi, Amerikan Sanatlar Akademisi ve PEN yönetim kurulu üyeliklerini yürüttü. 1976'da Harvard Üniversitesi Bowdoin Ödülünü, 1994'te de Lionel Trilling Ödülünü aldı.

Sonra da Ayrıntı Yayınları'nın Entelektüel: Sürgün Marjinal Yabancı'nın tanıtım sayfasından:
Düşünceyle arası zaten hiçbir zaman hoş olmamış bu topraklarda, düşünceyi ve onu cisimleştiren entelektüeli “terörize ederek etkisizleştirmeyi amaçlayan”, doğrudan doğruya “vatan hainliği” ile damgalayacak kadar pervasızlaşan bir zihniyet iyice egemenliğini kurmuş durumda. Milliyetçi ve dinsel fanatizm kendisinden başkasına düşüncesini ifade bir yana, yaşama hakkı bile tanımıyor. Bu toprakları “sevme hakkı”nı kendi tekeline almak istiyor. Batı’nın İslam anlayışının ikiyüzlü önyargılarına karşı koymasıyla ünlendiği halde, Salman Rushdie’nin ifade özgürlüğünü sonuna kadar savunarak gerçek bir entelektüel tavrı sergileyen Edward Said’in bu önemli kitabının Türkiye bağlamında son derece ayrıştırıcı bir yere oturduğunu düşünüyoruz. Said, entelektüeli öncelikle otorite ve iktidara hizmet etmeyi reddedişiyle, sonra da milliyeti, dini, geleneği ile arasına koyduğu mesafe ile tanımlıyor. “Artık kişinin evinde, kendini evinde hissetmemesi bir ahlâk meselesidir” diyen Adorno’yu yankılayarak entelektüeli metaforik bir sürgün, bir evsizlik konumuna yerleştiriyor. Sürgün içinde yaşadığı toplumun (ve hatta dünyanın) yerlilerinden olmamayı, orada hep tedirgin, rahatsız ve başkalarını da rahatsız eden bir yabancı olmayı içeren bir konum ona göre. Ama geçmişinin, dilinin, milliyetinin sunduğu ucuz kesinliklerin ötesine geçip evrensellik idealinde ısrar eden entelektüel, hep marjinal kalmayı bir yoksunluk olarak değil, bir özgürlük, bir keşif süreci olarak yaşar. Entelektüel, eskiden olduğu gibi, toplumda bir uzlaşma oluşturacak genel simgeleri yaratan biri değil, bu simgeleri sorgulayan, kutsal sayılan gelenek ve değerlerin ikiyüzlülüğünü, ırkçılığını, cinsiyetçiliğini teşhir eden; hiçbir fikir ayrılığına tahammülleri olmayan kutsal metin gardiyanlarıyla mücadeleden çekinmeyen kişidir. Profesyonelleşmenin baskısı giderek artarken, amatör kalıp kamusal alanda yoksullar, yok sayılanlar, güçsüzler adına kendi görüşünü ve tavrını temsil etmekte ısrar eden bireydir entelektüel. Hiçbir kahramana ve siyasi hiçbir tanrıya inanmaz.

Yazmıyorsam

Yazmıyorsam bu demek değil ki aklımdan yazılar geçmiyor, hem de beyaz bir gemi ile giden, kuşların eşlik ettiği o uzak ülkeye. Aklım zaten bir tek buna çalışıyor -yarım yamalak-. O da olmasa, geriye kalana dayanmam mümkün olur mu?

Yazmıyorsam, yazamıyorumdur. Yazmak istiyorken yapamamak gibisi... Olamamak, eksik kalmak.

Yoksa geceler beyaz...

Bir tutukluk ki bugüne kadar yakamı bırakmadı. Yazamaz oldum. Dilsiz kalmak gibi söyleyeceğimi söyleyemez oldum. Oysa ki yazmak "alisaglam" idi.

Bugün yazmak için can atıyorum. Ahkam kesmek, ukalalık yapmak istiyorum: Türkiye-Almanya maçını yorumlamak ve maçın hakemini ağzıma alamadığım kelimeler ile dünyanın en kötü hakemi olduğunu, Firefox'u neden sevdiğimi ve hatta son günlerde teknoloji marketlerde kendimi nasıl tutarak bir Asus Eee PC almamak için çaba sarfettiğimi yazmak istiyorum. Hatta uzun süre cep telefonu kullanmamakla övünen kendimle, son günlerde en az iki telefon taşıdığımdan dalga geçmeyi "alisaglam" olmak demek olduğunu...

30 Mayıs 2008

Ayağım Ağrıyor

Sağ ayağımın, sağ tarafı nasıl oldu ve ne zaman oldu bilmediğim bir şekilde ağrıyor. Dün sabah böyle bir durum yoktu. Sabah spor filan da yapmadım. Ancak akşam sinemadan çıktıktan sonra anlam veremediğim bir ağrının farkına vardım. Sinemada mı oldu? Yoksa gün içinde bir yere mi vurdum? Bilmiyorum...

Öyle çok rahatsız edeci bir sızısı yok ama beni düşündüren durum, ayağımın bu hale gelmesini farkına varamayacak kadar düşünceli bir halde olmam. Bugünlerde pek dikkatsiz oldum.

14 Mayıs 2008

"Uluslararası İstanbul Şiir Festivali"

İstanbul'da şiir okunuyor. Dün başladı ve bugün bile gitme şansım olmayacak. Bir ihtimal yarın veya da cumartesi günü Şiir Hatları Vapuru...

Katılan şairler:
Ahmet Oktay
Ahmet Telli
Alex Susana (Katalonya)
Arjen Duinker (Hollanda)
Baki Ayhan T.
Cahit Koytak
Can Bahadır Yüce
Claudio Pozzani (İtalya)
Denise Boucher (Kanada)
Dieter M. Graf (Almanya)
Enver Ercan
Gonca Özmen
Haydar Ergülen
Hilmi Yavuz
Jean Pierre Balpe (Fransa)
Joan Margarit (Katalonya)
Jona Burghardt (Almanya)
Kemal Özer
Kerry Shawn Keys (ABD)
Leyla Şahin
Mehmet Ocaktan
Michel Deguy (Fransa)
Nikola Madzirov (Makedonya)
Oğuzhan Akay
Orhan Alkaya
Ömer Erdem
Özdemir İnce
Pedro Shimose (Bolivya)
Pio Serrano (Küba)
Refik Durbaş
Rodolfo Hasler (Katalonya)
Saadi Yousef (Irak)
Sennur Sezer
Sergey Gandlevski (Rusya)
Sonata Paliulyte (Fransa)
Tobias Burghardt (Almanya)
Tomaz Salamun (Slovenya)
Yiorgos Chouliaras (Yunanistan)
Yusuf Uğur Uğurel
Zeynep Köylü

Ben hala şiir konusunda Ahmet Haşim gibi düşünüyorum:
"Şairin lisanı “nesir” gibi anlaşılmak için değil fakat duyulmak üzere vücut bulmuş, mûsikî ile söz arasında, sözden ziyade mûsikîye yakın mutavassıt bir lisandır."

07 Mayıs 2008

Ubuntu 8.04

Dün Ubuntu 8.04'ü yeniden kurdum. Ses ile ilgili bir problem yaşıyordum ve sistemi fazlaca kurcaladığımdan yenilemek istedim. Sonra da kullandığım bazı programları yükledim. Gnome tabanlı bir sistem olan Ubuntu'da ben birçok KDE programı kullanıyorum ve hepsini çok seviyorum :)

İşte hemen yüklediğim programlar listem:
Şimdi sorulması gereken soru ise neden Kubuntu kullanmadığım :)

"Zirveye Çıkan Yol"

Satranç oynar mısınız? Ben oynarım ve bazen yenilirim. Yenildiğim an da kendime çok kızarım. Neden daha dikkatli oynamadığıma, neden rakibimin yanlış -dikkatsizce- hamle yaptığında hemen farkına varırsa geri almasına izin verdiğime, kazanmak için her yolu deneyen arkadaşımın dikkatimi dağıtmak için veya da acele oynamam için yapılan baskıya dayanamadığıma kızarım, kızarım, kızarım...

Sonra da "bu bir oyun" der, geçer giderim. Oysa ki bu sadece bir oyun değil. Hayatta nasıl davranıyorsam aynen bu oyunda da benzer şekilde davranıyorum... Yani ben kendime çok kızıyorum :)

Bir süre önce satın aldığım, büyük satranç ustası Garry Kasparov'un Zirveye Çıkan Yol isimli kitabına bugün yolda okumaya başlayınca bunları yazmak istedim. Biraz kişisel gelişim, biraz da iş dünyası...

Kitabı Koridor Yayıncılık, Selim Yeniçeri çevirisi ile basmış.


Zirveye Çıkan Yol
Garry Kasparov

17 Nisan 2008

"Süper Hesap Uzmanları"



Süper Hesap Uzmanları
Ian Ayres


Son günlerde istatistik ve olasılık üzerine fazlaca okur oldum. İşte bunlardan biri de Ian Ayres'in Süper Hesap Uzmanları kitabı idi. Az önce bitirdim ve inanılmaz keyifli bir okuma olduğunu söylemeliyim.

Kitabın alt başlığı ise "Sayılarla düşünmek neden zeki olmanın yeni bir yoludur?" diyor ve bunu anlaşılır bir biçimde ortaya koymakla kalmıyor, kullanabileceğiniz birkaç fikir de veriyor.

Matematik, istatistik ve olasılıktan hiç anlamam diyorsanız da sıkıntı duymanıza gerek yok. Giriş ve sekiz bölümden oluşmuş olan kitabı teknik bir eser saymamız mümkün değil.

Sezgi, deneyim ve istatistik, daha iyi seçenekler üretmek için birlikte çalışmalıdır. Tabii ki günlük kararlarımız için, daha pratik olan tecrübe ve sezgileri, uygulamaya devam edeceğiz. Bir muzu soymak ya da yumurtayı kızartmanın en iyi yolu hakkında sayısal çalışmalar göreceğimiz sanmıyorum. Yine de benzer durumdaki binlerce insanın deneyimlerinin sayılara indirgenmesi, bize gözardı edemeyeceğimiz yararlar sağlıyacaktır.
Kitaptan çok özel izler:
  • "Doktara bunu sorduğumda, dağılımlardan birinin Gauss dağılı olmadığını söyledi. Bu cevap, konumuzla son derece ilgisizdi."
  • Şirketlerin benim hakkında bildikleri...
  • Doğrudan Öğretim ve Engelmann
  • Rasgele Yönetme
Ian Ayres Yale'de bir hukuk hocası imiş ama MIT'de ekonometri öğrenmiş ve stickk.com gibi "ya kilonu, ya paranı" diyen bir web sitesinin kurucularından da biri...

15 Nisan 2008

Açık Ders Malzemeleri (OpenCourseWare)

2001 yılında imiş. Sanki dün gibi, Massachusetts Institute of Technology ders malzemelerini internet üzerinden bütün topluma açtığı haberlerini okuyordum. Sonra İngiltere Açık Üniversitesi -yani bizim Açık Öğretim gibi- de bu kervana katılmış. Dünya birden -Çin, Japonya, Fransa, Hollanda, Hindistan, Vietnam ve Tayland- ders malzemelerini açık etmiş.

Bizde de niyetler belirlenmiş ve 2007 yılında Türkiye Bilimler Akademisi tarafından Açık Ders Malzemeleri Konsorsiyumu oluşturulmaya başlanmış. TÜBİTAK-ULAKBİM de altyapı ve hizmet desteği vermesi karara bağlanmış.

İşin bir başka ilginç yanı da Creative Commons lisansı altında yayınlanmakta olmasıdır. Ben dünyanın böyle bir şey yapıyor olmasını anlarım ama bizim üniversitelerimiz buna pek yanaşmaz diye düşünürdüm. Yanılmışım! Bizde de Creative Commons lisansı ile ders malzemeleri sunulacak imiş. Bu konuda Emre Bayamlıoğlu tarafından hazırlanan nota bir göz atın.

Şimdilik Anadolu Üniversitesi Yunus Emre Yeni Nesil Eğitim Portalı ile başlamış ama yarın yani 16 Nisan 2008 itibari ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi, ODTÜ Açık Ders Malzemeleri Projesi ile resmen çalışmaya başlayacak.

Harika! Dünya değişiyor. Sadece bu olay bile geleceği farklı kılacaktır. Çok büyük bir niyet...

14 Nisan 2008

Pippa Bacca

Ah Pippa! Kötü şeyler başına gelmeden önce senden haberdar değildim. Şimdi çok üzgünüm. Ne kadar büyük bir düşün varmış.

Pippa Bacca, unutulmamanı diliyorum.

10 Nisan 2008

Bilginin Değeri

Bilginin değerini belirleyen şeyin sadece zaman olduğunu farkına vardığımda yeni bir üniversite öğrencisi idim. O günlerde yeni ciddi okumalar yapıyordum. Birgün bir arkadaşın sorduğu sıradışı soruya, akşam okuduğum kitaptan cevap verince çok hoşuma gitmişti. Yolda yürümeye devam ediyor olsak da benim aklımda birçok sorular geliyordu:
  • Akşam öğrendiğim bir bilgiyi bugün anlattım ama ya akşam o kitabı okumamış olsa idim?
  • Ertesi gün ihtiyacım olan tüm bilgiye bir gece önce öğrenmek harika olurdu.
  • Sadece tüm yaşamım boyunca ihtiyacım olan bilgi nedir?

Yıllar sonra da bir sınavdan on-on beş dakika öncesinde, bir başka arkadaşın "Bak bu soru kesin çıkar" diyerek beş dakika içinde anlattığı ve sınavda da aynı soruyu cevaplayarak geçer not aldığımı asla unutamam.

İnsan bilmek istiyor; hatta herşeyi bilmek istiyor. Ancak bunun mümkün olmadığının da farkında; en azından ben çok ciddi olarak farkındayım. Ne okunacak kitaplar bitiyor, ne de yeni alınacak kitaplar. Her saniye yeni bir bilgi Google tarafından indekslenirken belki de tek çözüm ihtiyaç anında beynimde olan bir çip ile doğrudan Google sunucularında arama yapabilmek :) O zaman da ulaşılan verinin özümsenmesi meselesi ortaya çıkacak :(

Derdim sadece zamanı geldiğinde doğru şeyi bilmek. Bunu da beceremediğimden biraz sıradan olsa bile hergün okumak için belli bir vakit ayırmaya devam ediyorum; Hergün kitap olarak en az yüz sayfa...

09 Nisan 2008

Yeni Oyunun Kuralları

Alphan Manas önce 23 Mart 2008 tarihli BusinessWeek Türkiye'de, daha sonra da CNBC-E Business Nisan 2008 sayısında babası Oğuz Manas için yazdıklarından oldukça çok etkilendim.

1991 yılının 14 Şubat’ında Yeni Asır Gazetesi’ne röportaj veren babam, dönemin teknolojisine ilişkin rakamların altını çizerek, günümüzde yaşanacak gelişmelere de ışık tutmuştu. Babamın, “2000’li Yıllarda Oturduğumuz Yerden Alışveriş Yapacağız!” başlığını taşıyan röportajını yaptığında;

• PC’ler henüz evlere girmemişti.
• PC işlemcisi hızı 50 MHz’di. Yani şu andaki bilgisayar hızlarından yaklaşık 80 kat daha yavaştı.
• En hızlı modem’in hızı 2400 bps’di. Yani şu an TTNet’in verdiği 1 Mbit standart hız’dan 400 kat daha yavaştı.
• CERN araştırmacısı Tim-Berners Lee, dünyayı değiştiren World Wide Web’i (www) piyasaya sürmek için hazırlık yapıyordu.

Babam yukarıda bahsi geçen röportajında; 2000’lere doğru yaşanacak gelişmeleri çoktan öngörmekteydi. Ona göre;

• Şirketler ürünlerini tanıtmak için web sayfası açacaktı,
• 2000’li yıllarda evlerimizde oturduğumuz yerden uçak vs rezervasyonu yapacaktık,
• Internet üzerinden ürünlerle ilgili fiyat karşılaştırması ve alışveriş yapılabilecektik,
• Bilgisayar virüsleri tehlikeli olacak ve bilgisayarları tehdit edecekti,
• Büyük bilgi bankalarına erişim çoklu olarak gerçekleştirilecekti.


Alphan Manas babasının öngörüsü ile hareket etmemekten hayıflanıyor. 1994 yılında kurulmuş olan Amazon veya Yahoo gibi şirketleri yaratabilmiş olabileceğinden ancak interneti bir gelir kapısı olarak düşünmeye başladığında takvimlerin ikibinleri gösterdiğini CNBC- E Business'da yazmış.

Bugün internetten para kazanma konusunda da oldukça iyi bir analiz yapıyor: "Artık internette başarılı olmanın yolu “Bedava Ekonomi” kurallarını bilmekten geçiyor. Yani oyunun kurallara değişti. Bu kurala göre oynamak istemiyorsan başarılı olamazsın."

Yeni oyunun kurallarını bilen bir şirketin, -bu coğrafyaya rağmen- büyük işler yapacağına inanıyorum.

04 Nisan 2008

Evde Televizyon ve "Yorum Farkı"

Evde artık bir televizyon var -hatta iki ama diğeri hala kurulmadı- ve ben yavaş yavaş da olsa televizyon izlemeye başladım. Televizyon alma kararı benim değildi hatta en başta bir miktar direndiğimi bile söyleyebilirim. Ancak nasıl oldu ise filmleri büyük bir ekranda izleme fikri beni benden etti :)

En başta direndiğimi söyledim ya, bu kısmen devam ediyor aslında: Bir uydu alıcısı almamak için saçma sapan nedenler öne sürebiliyorum. Şeytanın bazen bir D-Smart alma konusunda akıl çelen fikirleri beynime sokması dışında hala tutarlıyım-tutarsızım.

Çelişkili bir adamım vesselam.

Televizyon izlememek için eve televizyon sokmamam gerekiyordu. Yoksa uslu duramıyorum, izliyorum; sonradan pişman olacağımı biliyorum ama izliyorum.

Büyük bir problem var: Televizyon evde ve tam benlik bir program olan Yorum Farkı'nı izleyemiyorum. Anteni çatıya koymak yerine alt katta balkon içinde tutmak gibi bir marifet ile birçok kanalı izlemek mümkün olmuyor. Çözüm basit diye düşünülmesin. Bilinçaltım hala televizyon izlememelisin diyor belki :)

Yorum Farkı'nı eski usul(!) ile internetten izlemeye devam etmek dışında başka bir seçeneğim şimdilik yok.

Yorum Farkı'na Cengiz Çandar'ın gelmesi ile yeni bir dönem başlamış oldu. Kongar-Barlas yerine Kongar-Çandar izlemek de güzelmiş. Ancak Emre Kongar'ın arada bir "bu programın selameti" şeklinde bir vurgu ile Cengiz Çandar'ı sindirmeye çalışmasına binaen "bu program uzun sürmez" diye düşünmeden de edemiyorum. Galiba Mehmet Barlas'tan sonra Emre Kongar "bir deneyelim, olursa devam ederiz" diye düşünmüş. Çok ilginç! Haddi aşmadan yazmalıyım ama statükoculuk böyle oluyor demek ki...

01 Nisan 2008

Coksatan.com

Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın her yazdığı çok satıyor. Son kitabı Tarihin İzinde'yi çok satanlar listesinde görünce, bu blog için harika bir ilk kitap olacağını düşündüm. Birçok kitabını okumuş olmama rağmen, tüm eserlerini kütüphaneme yerleştirememenin utancı ile okumaya başladım.

Yeni bir projeye, harika bir domain ve yukarıdaki ilk paragrafla başladım. Bakalım çok satan kitaplar benim ilgimi ne kadar süre ile çekecek.

İyi alan adları konusunda 1999'dan beri ilgiliyim. Güzel olduğuna inandığım ve iş çıkacak olan isimler için bir miktar para yatırmış ama sonra teker teker elimden gitmelerine seyirci kalmıştım. Son yıllarda ise bana kayıtlı olanları daha düzenli bir şekilde takip ediyor ve yeni bir şeyler almak için aklıma gelen isimlere bakıyordum. Coksatan.com ve coksatar.com'a da bu sekilde sahip oldum.

Coksatan.com için mesele yine içerik hazırlamakta idi. Önce her çok satan eşya -dvd, dergi, teknoloji ürünleri- için düşündüm ancak sonradan sadece kitaplar ile sınırlamaya karar verdim.

Bloğun içeriği ise -her çok satan kitap ilgimi çekmese bile- elimden geldiği kadarı ile ismine sadık kalacak şekilde olacak.

31 Mart 2008

Tasarlanan ve Beklenen Zaman

Türkiye cumartesini pazara bağlayan gece ile saatlerini altmış dakika ileri alarak yaz saati uygulamasına geçti. Ancak unutulmaması gereken bir grup insan var ki saatleri gerçek zamandan birkaç dakika ileri olmasını tercih edenlerdir. Kendilerini iyi hissetmek için veya geç kalmamak için veya da bilemeyeceğimiz bin bir sebepten dolayı saatlerinin ileri olmasını isterler. Hatta kaç dakika ileri olduğunu da tam olarak bilirler. Saati sorarsanız, söylerler ama benim saatim diye de devam eden bir cümle ile söylerler.

Şöyle bir ayrım yapabiliriz:
  1. Saati tam olarak doğru olanlar.
  2. Saatlerinin ileri olmasını tercih edenler.
  3. Saati geri olanlar: Onlar saatlerini doğru kabul ediyorlar.
Yazıya başladığımda saatlerinin birkaç dakika ileri olmasını isteyenlerin gerçekten de önemli bir tercih yaptığını düşünmüyordum hatta anlamsız geliyordu. Ancak önemsedikleri şeyden dolayı saatleri ileri alarak bir farklılık yaptıklarını düşünmeye başladım.

Biz de saatimizi bir saat ileri almayı tercih edersek, oldukça farklı bir algımız olacaktır. Bir saat sonrasını düşünmemiz gerekir. Belki biraz daha ileri giderek bir gün bir saat sonrasını düşünelim. Yani yirmi beş saat sonrasını...

Benzer durumları düşünmek ile beynimiz iki şekilde cevap verebilir:
  1. Tasarlamak, planlamak
  2. Beklentiler; olma ihtimali olan şeyleri değerlendirmek
Geleceği bilemeyiz ancak olma ihtimali yüksek olan olaylarla tasarlamak veya da planlamak oldukça insancıl bir bakış değil mi?



Crazy person watch

Not: Saatle işi olmayanlar ve saati durmuş olanlar hakkında bir söz söyleyecek değilim.

10 Mart 2008

"Sen Nerede İnternet Orada"

ttnet-wifi

Reklamlarını görmüşsünüzdür. Çok güzel bir haber :)

Mayıs sonuna kadar TTNet WiFi Kablosuz İnternet servisini, ADSL kullanıcıları ücretsiz olarak kullanabileceklermiş. TTnetMüzik ile beni şaşırtmaya başlayan TTnet A.Ş. iyi işler yapıyor. Oysa ki daha önce oluşmuş olan algım, şirketin hizmet anlayışının, eski tas eski hamam şeklinde devam edeceği idi.

Dilerim ki bundan sonra da bu hizmet anlayışı devam eder ve Avrupa'nın ADSL hız ve kalitesinin üzerinde ancak fiyatlandırma konusunda altında bir seviyeye ulaşırız.

Not: Unutmadan hatırlatmalıyım: WiFi ağlarının güvenliği sıkıntılı bir konu. Siz evde WPA veya da en azından WEP ile gelen giden verinizi şifrelerken bile -siz ayrıca MAC Filtering de kullanın- birçok kablosuz internet şifreleme kullanmamaktadır. Bu da aynı mekanda bulunan kötü niyetli insanlar tarafından verilerinizi çok rahat bir şekilde takip edilebilecek demektir.

29 Şubat 2008

Dip

Kısa bir kitap: "Dip". Yazarı da "Bu kitap gerçekten de kısa bir kitap" diye yazarak itiraf etmiş zaten. Aynı zamanda çok ilginç bir kitap olduğunu da ben size söylemiş olayım.

Kısa ve ilginç bir kitaptan burada alıntı yapmaya başlarsam, kitabın yazarı Seth Godin'den başlayarak, Türkiye'de basmaya karar vermiş olan Profil Yayıncılık ile birlikte çevirmeni olan Demet Küçük'e kadar çok sayıda insan ve şirkete haksızlık yapmış olurum.

Yine de küçük bir meseleyi alıntı yapmadan duramayacağım. Çok haylazım :)
"CEO'luk yapmak kolaydır. Zor olan oraya ulaşmaktır. Yol üzerinde bir Dip bulunmaktadır. Eğer kolay olsaydı, bu iş için rekabet eden sayısız insan olurdu ve CEO'lara bu kadar ücret ödenmezdi, öyle değil mi?..."
Bir fırsat bulun ve mutlaka okuyun. Eğer orjinalinden okumak isterseniz Alper Akcan'ın bir sene önce yazdığı gibi "Remzi Kitabevi'ne de gelmiş durumda".

Hayatta bir dip ile mi, yoksa bir cul de sac ile mi karşılaştığınızı farkına varmanız dileği ile; yeniden merhaba :)

19 Ocak 2008

Aşure Günü

Bugün aşure günü ve iyi şeyler yapmak için bir fırsat... Elbette aşure yemeği de bu iyi şeyler içinde anmam gerekiyor :)

Ay takvimine göre, semavi dinlerde bugün büyük olayların olduğu kayıtlı imiş. Hazreti Adem'in tövbesinin kabulü, Nuh Peygamber'in gemisinin tufandan çıkması, Hazreti Yunus'un balığın karnından kurtuluşu gibi çeşitli olaylar bugüne denk gelmiş; takdir böyle olmuş. Hazreti İbrahim, Musa Peygamber ve İsa Peygamber için de büyük olaylar ay takviminde aynı günde olduğuna inanılıyor.

Öyle mi oldu, bilmiyorum ancak tarihin daha yakın bir zamanında ise Hazreti Peygamberin torunu olan Hazreti Hüseyin'in şehit edilmesi kayıtlı bir tarihi vak'a...

Muharrem'in on'u bugün, yani aşure günü... Ben Yunus Peygamber gibi af diliyorum: "Senden başka ilah yoktur, sen yücesin, gerçekten ben zulmedenlerden oldum."

Ve son olarak Asaf Halet Çelebi'nin İbrahim şiirinde olduğu gibi diyorum:
"İbrahim
içimdeki putları devir
elindeki baltayla
kırılan putların yerine
yenilerini koyan kim"

Aşure Günü

Bugün aşure günü ve iyi şeyler yapmak için bir fırsat... Elbette aşure yemeği de bu iyi şeyler içinde anmam gerekiyor :)

Ay takvimine göre, semavi dinlerde bugün büyük olayların olduğu kayıtlı imiş. Hazreti Adem'in tövbesinin kabulü, Nuh Peygamber'in gemisinin tufandan çıkması, Hazreti Yunus'un balığın karnından kurtuluşu gibi çeşitli olaylar bugüne denk gelmiş; takdir böyle olmuş. Hazreti İbrahim, Musa Peygamber ve İsa Peygamber için de büyük olaylar ay takviminde aynı günde olduğuna inanılıyor.

Öyle mi oldu, bilmiyorum ancak tarihin daha yakın bir zamanında ise Hazreti Peygamberin torunu olan Hazreti Hüseyin'in şehit edilmesi kayıtlı bir tarihi vak'a...

Muharrem'in on'u bugün, yani aşure günü... Ben Yunus Peygamber gibi af diliyorum: "Senden başka ilah yoktur, sen yücesin, gerçekten ben zulmedenlerden oldum."

Ve son olarak Asaf Halet Çelebi'nin İbrahim şiirinde olduğu gibi diyorum:
"İbrahim
içimdeki putları devir
elindeki baltayla
kırılan putların yerine
yenilerini koyan kim"

04 Ocak 2008

"Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor muyum?"

Üçüncü soruya cevap:

  • Televizyon izlemiyorum hatta -şimdilik- evimde televizyon bile yok. Bu icadın vakti çalan, hayatı işgal eden en büyük meret olduğunu düşünüyorum. Hali ile su gibi akan zamana karşı yapabileceğim basit bir karar. Bu uzun zaman önce bir tercih idi; şimdi ise bir yaşam.
  • Okuyacak daha çok şey var. Soluklanıp kafa yorulması gereken ufak ufak meseleler ve hatta insanoğlunun bir ömrünü sığmayacak kadar derin sorular.
  • Yazmak için bazı şeylerden feragat edilir ve edilmelidir. Bu insan olmak demek. Kalem-yazı bizi tüm varlıklardan ayıran bir mucizedir.
Not: Televizyon meselesinde ise galiba bir süre sonra satın almak zorunda kalacağım. Eğer o zaman evde, akşamları elimde bir kumanda ile zap zap zaplarsam yazıklar olsun bana :(

"Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor muyum?"

Üçüncü soruya cevap:

  • Televizyon izlemiyorum hatta -şimdilik- evimde televizyon bile yok. Bu icadın vakti çalan, hayatı işgal eden en büyük meret olduğunu düşünüyorum. Hali ile su gibi akan zamana karşı yapabileceğim basit bir karar. Bu uzun zaman önce bir tercih idi; şimdi ise bir yaşam.
  • Okuyacak daha çok şey var. Soluklanıp kafa yorulması gereken ufak ufak meseleler ve hatta insanoğlunun bir ömrünü sığmayacak kadar derin sorular.
  • Yazmak için bazı şeylerden feragat edilir ve edilmelidir. Bu insan olmak demek. Kalem-yazı bizi tüm varlıklardan ayıran bir mucizedir.
Not: Televizyon meselesinde ise galiba bir süre sonra satın almak zorunda kalacağım. Eğer o zaman evde, akşamları elimde bir kumanda ile zap zap zaplarsam yazıklar olsun bana :(