29 Haziran 2007

Etki Alanınızı Blogger ile Host Etmek

Önce Türkçesi ne olacak-olmalı gibi sözler ile başlamalı idim. Ancak burada söz konusu olan şirketin Google olması ve ücretsiz hizmet alacağımız sitenin Blogger olması bana "onların Türkçesi" kullanmayı daha açıklayıcı olabileceğini düşündürdü. Yoksa Etki Alanı yerine ben de nic.tr gibi Alan Adı derdim.

Hedef: Sahip olduğumuz www.alisaglam.com gibi bir Etki Alanını ücretsiz olarak Blogger ile bloğumuzu sunmak.

  1. alisaglam.com'u Blogger'a CNAME yönlendirmesini yapabilmek için kullanacağımız ücretsiz DNS hizmeti veren site zoneedit.com'dan başkası değil.
  2. Buradan bize yeterli olacak olan 5 "zone"luk ücretsiz bir hesap açmalıyız. Mailimize gelecek olan hesap bilgileri ile zoneedit.com'a giriş yaparak Etki Alanımızı bir "zone" olarak ekleriz.
  3. Etki Alanımızı eklediğimiz zaman, hemen farkedilecek olan mesele DNS adreslerinin zoneedit.com'a yönlendirilmiş olması gerektiğidir.
  4. DNS adresleri bizim Etki Alanımızı satın aldığımız şirket-site'den yapmamız gerekiyor. Ben Etki Alanlarını son zamanlarda yerli bir şirket olan turkticaret.net'den aldığımdan hemen DNS adresleri olan zoneedit.com'a yönlendiriyorum. [Bana yönlendirme için "nameserver"ları ns7.zoneedit.com ve ns8.zoneedit.com idi. Size farklı verebilir. Size verdiğini kaydetmelisiniz.]
  5. DNS yönlendirmesi yaptığımız zaman 12-48 saat gibi bir süre içinde değişiklikler olması gerektiği söylense de bazen anında aktif olduğuna şahit oldum.
  6. Blogger'dan da Ayarlar / Yayımlanıyor'dan da Özel Etki Alanı seçeneği ile Etki Alanımızı kaydedebiliriz. Buraya www olacak şekilde yazıyorum.
  7. Tekrar zoneedit'ten yapılması gereken birkaç düzenleme var. Bunların aktif olabilmesi için -tekrarlarsak- DNS'lerin düzgün şekilde zoneedit'in tanımlamış olduğu nameserver'lara geçmiş olması gerekli. Ve aşağıdaki gibi kendi sitenizi ekleyiniz.
  8. Etki Alanımızı zoneedit.com'a eklerken sadece alisaglam.com olarak ekledik. "www"lar yoktu. Şimdi burada Aliases eklerken www'ları ghs.google.com'a yönlendiriyoruz. Ben ayrıca tutmuş podcast ve harictengazel gibi iki ayri subdomain de tanımlamışım. Ve dikkat etmişseniz ayrıca da WebForwards olarak alisaglam.com'u da www.alisaglam.com'a WebForward yapmışım. Ve yine bütün Etki Alanına gelecek olan mailleri gmail hesabıma yönlendirmişim.
  9. Hepsi bu kadar. Çalışması lazım :)
  10. Çalışmıyorsa... Belki DNS adresleri aktif olmadı; bir süre daha beklemek lazım.
  11. Etki Alanını doğru şekilde yazdınız mı? :(


Umarım ki kafanızı çok karıştırmadım :)

Teknolojik Olarak Mümkün Olanlar

Son zamanlarda yapılmayan bazı işler için böyle söylendiğini duyuyorum: "Teknolojik olarak mümkün ama..."

Galiba iyi ki şu "ama" var ki hayatımız George Orwell'in ünlü eseri 1984'e dönmüyor. Yoksa bugün hayatımızı kısıtlayabilecek o kadar ciddi bir teknoloji birikimi var ki attığımız adımın, kaç santimlik olduğunun kayıtlarını tutabilirler.

Bu "ama"nın neleri barındırdığını düşünürsek:
  • En başta pazarlanamaz olması ile ancak devletin yapabileceği projeler
  • Finansal olarak kaynak bulma zorluğu olan projeler
  • Kâra geçme zamanın uzun olması
  • ...

Aklımıza gelen veye gelmeyen hiçbir kısıtı olmayan, olabilir bir projenin kişisel olarak hayatımızı kısıtlayan bir ürün ortaya çıkarsa ne olacak?

Hatta yapanı, faaliyete geçiren adamı normal piyasanın işleyişi ile bile milyarder edecek olsa ne olurdu?

Yani "1984"ü hayatımıza sokacak ve bu adamı çok zengin edecekse, hatta bir zaman sonra da bu kişiyi diktatör edecekse...

Ne olacak?

Ben galiba kötümserim. Çünkü teknolojik olarak mümkün olan ancak bugün yukarıdaki benzer kısıtları olmayan bir projeyi, hayata geçirmek isteyen kimsenin, özgür olmanın ne olduğunu hatırlamayacağını düşünüyorum.

Tek avuntum ise bazen çok canımı sıkan piyasa...

27 Haziran 2007

İsmail Erdemir: BIÇAK

İsmail Erdemir: BIÇAK:
"Keskin ve sivri
Ürperten soğukluğuyla bıçak
Dokununca
Korkudan seğriyen tenine
Şişkin damarlarında
Telaşlı bir akıntı
Durgun sularda yüzen gözlerinde
Alışılmadık bir çağıldı

Tutunmaya tırnak ararken
Saçlarına dolanmış parmaklarında
Kan oturmuş gözlerini
Hatırlatır sana
Ölümcül oyunlar kurarken
Hırçınlaşan öfkeye
Masum bir yumru büyümeye başlar
Çatlar korkudan seğriyen tenin
Artık bıçak soğuk değildir
Belki bir yaraya merhem olur
Belki de kestiği bir kefendir.

İsmail Erdemir…Haziran 2006"

"Kişiye Özel Bilgisayar Sipariş Sistemi"

Kişisel olarak Arçelik markalı ürünlerden hoşlanmayan bir adamım. Ancak kim ne derse desin bu ülke insanı, bu markalı ürünlere güven duyuyor ve satın alma kararında, başka bir marka yerine bunu tercih ediyor.

Belki markanın gücü, belki de satıcı ile daha önceden yapılmış alışverişlerin hukukundan bir bilgisayar sahibi olma kararında bile öne çıkabilecek bir pozisyonu çok iyi değerlendirdiğini düşünüyorum.

Son kampanyası olan “kendi bilgisayarını kendin yap” teması ile bunu yine sağlayabilir.

Bloglarda birkaç eleştiri okudum. Benzer şeyler söyleniyor:
"Kişiye Özel Bilgisayar Sipariş Sistemi"ni kullanan biraz bilgi sahibi olan alıcı hemen aynı şeyleri dile getiriyor. Son olarak başarısız bulma sebeplerini özetleyen "Arçelik, hala tüketicilere neden IBM, Toshiba, HP vs. seçmeyip de kendilerini seçmeleri gerektiği konusunda sağlam bir iddia ortaya koyamıyor." gibi benzer cümleleri ekliyorlar.

Ben galiba farklı düşünerek, benzer kampanyaları başarılı buluyorum.
  • Bir şekilde satıyor
  • Satın alma kararı veren kişiler zaten kafalarının karışmasını istemiyorlar. Seçim basitleştirilmiş olmalı. Onlar zaten kullanacak kişiler bile değil.
  • Güçlü bir marka olmalı. Hitap ettiği halk için marka olarak IBM, Toshiba, HP yok veya da güçlü değil.
  • Servisine güveniyorlar
  • Satan kişi de onlarla aynı dili konuşuyor ve anlaşabiliyorlar.
Türkiye böyle bir ülke...

25 Haziran 2007

"İstanbul'a da Bir CEO Lütfen"

"İstanbul'a da Bir CEO Lütfen" sözlerinin sahibi Serdar Turan. BusinessWeek Türkiye'nin, bu haftaki sayısında [24-30 Haziran 2007] özel dosya olarak işlenen, New York Belediye Başkanı'nın göreve geldikten sonra cesur kararlar alarak, şehri bir şirket gibi yönetmesine atıfta bulunarak İstanbul için de bu temennide bulunmuş.

Yazıyı okurken neden olmasın diye düşünmeden edemedim. İstanbul'u bir CEO'nun yönetmesi ile belki bu şehirde yaşayan insanlara dikkat eden olur. Bir seçmen olmaktansa, bir müşteri olmak sanki daha iyi bir şey.

İstanbul yine kazı alanına döndü. Yol yapımı için çalışan müteahhit firmaların sadece yapılan işe odaklanmaları sonucu, İstanbul trafiği cehenneme dönüyor. Oysa ki yapılan tüm çalışmalar sadece İstanbul'da yaşayanlar için yapılıyor. Onların yaşamını kolaylaştırmak için...

Neden yapılan işler, doğru bir koordinasyonla yaşamımıza aksatmaması sağlanmıyor? Neden bizlere her şart altında bedeller ödetiliyor?

İstanbul her geçen gün yaşanmaz hale geliyor. Sürekli bu şehrin bu kadar büyük bir nüfusu kaldırmayacağından dem vuruluyor. Ancak nüfus sürekli artıyor. Bu da metropol olmanın doğal bir sonunu değil mi? Mesele sadece bunu doğru şekilde öngörmek ve şehri buna göre şekillendirmek iyi bir fikir değil mi?

Hem gelecek günlerde İstanbul'un yüz milyon olacağına göre trafiğini, suyunu ve yaşamını şimdiden düşünmemiz gerekmez mi? Yapılacak işleri buna göre yapmak doğru olmaz mı?

Hem İstanbul'un yüz milyonluk bir şehir olması kötü bir şey değil ki...

20 Haziran 2007

Zekaya Nazar Değmezmiş

Zekaya nazar değmezmiş derler. Sebebi de çok ironik: Kişinin kendinde deha potansiyeli bulunduğuna inanmasındanmış.

Benim de kendime göre ayrıcalıklarımın bulunduğuna inansam bile -megaloman mıyım ne :) - dehaya, üstün işler başaranlara ve en önemlisi sıkı çalışanlara şapka çıkartırım.

Hele ki bu zeka bir de benim arkadaşım ise...

19 Haziran 2007

Hatıralar

Askerlik zamanı kahvaltıdan sonra, içtimadan önce çay içmek için kısa bir süre vaktimiz vardı. Kantin denilemeyecek sadece çay olan yerde bir televizyon bulunuyordu. Ve bu televizyonda nedense sürekli müzik kanalları izleniyordu.

İşte o günlerde hafızamda yer etmiş olan ve galiba hiç silinmeyek üç video:
  1. Hande Yener, Hoşgeldiniz: Hande Yener'in yaptığı müzik zevkle dinlediklerimin arasında değil. Ancak bu şarkı veya da klip bunun tamamen dışında kalıyor. Bir numara...
  2. Göksel, Bi Seni Konuşurum.
  3. Sibel Tüzün, Kıymetlim.
Geçenlerde askerlik arkadaşımın kişisel web sitesinde, askerlik resimlerini görünce birden bunları hatırladım...




Mevlana Belgeseli

2007 Mevlana Yılı ve Bir İtiraf


UNESCO tarafından 2007 “Mevlâna Yılı” olarak ilan edildi. Bu sene doğal olarak da normalin üzerinde Mevlana ile ilgili gösteri, söyleşi, kitap ve programlar olacaktır.

Galiba İstanbul Büyük Şehir Belediyesi de bu sene gerçekleştireceği etkinliklere bir başlangıç olarak bu gece Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda “Rûmî Senfonik Gösteri”'yi BKM’nin prodüksiyonuyla sunuyor.
Yılmaz Erdoğan’ın anlatımıyla gerçekleşecek “Rûmî Senfonik Gösteri”nin projesini Orhan Şallıel, koreografisi ve danslarını ise Ziya Azazi hazırladı. Gösteride; senfoni orkestrası, tasavvuf sazları, polifonik koro, tasavvuf korosu, virtüözler ve dansçıların yanı sıra, hafızlar ve neyzenler de yer alıyor.
Bir süredir Mevlana konusunda mutlaka bir şeyler hazırlamalıyım desem de sadece Mine'nin bloğunda Mevlana için hazırladıklarına yorum yazmakla yetindim.

Oysa ki 2007'yi Mevlana'yı tanımak için bir fırsat bilerek bol bol okumalı, izlemeli ve yazmalıyım. Ve bir süre önce satın aldığım Akçağ tarafından basılmış [benim ki ciltsiz olandan] Mesnevi Şerhi'ni takip etmekte zorlanmış ve yarım bırakmıştım. Şu an neden böyle olduğunu düşündükçe de galiba Mevlana'yı anlamak için göstermem gereken çabayı yeterince ortaya koymamış olmamdı. Eğlence için okumaya başlamış sonra da çetin sorular karşıma çıkınca da bir kenara kaldırmıştım.

Benim için acı bir itiraf :( Böyle olmamalı... Mutlaka okumalıyım.

Mevlana için bir başlangıç: http://tr.wikipedia.org/wiki/Mevlana

Not: Yukarıdaki imaj Mine Yaman'dandı. Teşekkürlerimi sunarım.

18 Haziran 2007

Yeniden Tanpınar Okumak

Dün gece nasıl oldu ise yeniden tüm Tanpınar kitaplarını okumaya karar verdim. Elbette araya başka kitaplar da girecektir ancak günde elli sayfa Tanpınar'a ayırabileceğimi düşünüyorum.

Sırası ise şöyle olacak:
  1. Hikayeler
  2. Saatleri Ayarlama Enstitüsü
  3. Beş Şehir
  4. Huzur
  5. Yaşadığım Gibi
  6. Mahur Beste
  7. Yahya Kemal
  8. Sahnenin Dışındakiler
  9. Edebiyat Üzerine Makaleler
  10. Tanpınar'ın Mektupları
Daha satın almadığım birkaç kitabı daha var:
  1. XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi: Çok ilginç olarak satın almak bir türlü kısmet olmadı.
  2. Edebiyat Dersleri: Prof. Dr. Abdullah Uçman'ın hazırlamış
  3. Mücevherlerin Sırrı Derlenmemiş Yazılar, Anket ve Röportajlar
  4. Aydaki Kadın: Bunu bulmak biraz zor olabilir.
Umarım ki daha başka notları, günlükleri veya da herhangi bir şekilde hazırladığı yazıları kitaplaşır ve eksiksiz bir Tanpınar Külliyatı tamamlanmış olur.

Elbette şiirlerini unutmuş değilim. Şiirlerini okumak için sıraya koymaya gerek yok ki :)

Ve son olarak Hikayeler kitabı, Yaz Yağmuru'ndan kısa bir alıntı:
O, çayı hazırladığı zaman genç kadın da temizlenmiş, saçlarını kurutmuş, sırtında Hacce'nin biricik Avrupa seyahatlerinden getirdiği çay elbisesi, içeriye girmişti. Sabri onun dolapta eski alelade şeyler bulup giyeceğini sandığı için böyle süslenmesine gülmekten kendini alamadı. Genç kadın da bunu düşünmüş olacak ki:

"- Dayanamadım! dedi. Çok güzel elbise, dayanamadım. Eski huyumdur. İyi bir şey buldum mu muhakka sırtıma geçiririm. Daha güzel bir şey vardı ama..."

Sabri onun, karısının açık mor zemin üzerine kahverengi sırma filigramlı elbisesi içinde eski Venedik dilberlerine benzeyeceğini düşündü. Sonra tekrar kadının yüzüne baktı: "Bütün tesir çehrenin sadeliğinden geliyor " diye düşündü.

"- Hakikaten o da size çok yakışırdı."
Benim de canım çay çekti :)

Bu yaz galiba "Tanpınar Yazı" olacak :) Bence harika olacak...

17 Haziran 2007

Noni

Yakın dostum dediğim birçok arkadaşım birbirini ismen tanır. İstanbul'da olanları sıklıkla bir araya getirmeye çabalasam da farklı şehirlerde ve ülkede olanları -şimdilik- tanıştıramadım. Ancak şu bir gerçek ki ismen de olsa birbirlerini bilirler. Çünki Ali Sağlam anlatır. Son yaptıkları başarılı işi, kızlarını (ilginç bir şekilde çoğu kız sahibi) hatta okudukları son iyi kitabı... Bu konuda haklarını helal etmeleri lazım.

Bundan keyif alan bir yapım var. Daha doğrusu örnek göstermek konusunda arkadaşları gibi zengin bir çevrem.

Ancak sadece anlattıklarım bununla da bitmiyor. Kitapları, yazarları ve özellikle blogları da anlatırım. Blog yazarlarının beğendiğim yazılarını bilmelerini isterim. Bu bazen eğleceli bir metin oluyorken bazen de tartışılması gereken iyi fikirler oluyor. Hatta şiir tadında olan ezberlenmesi ile zenginleşeceğimiz müthiş cümleler...

Blog yazarlarını birçok nedenden dolayı önemsiyorum. Onlardan bazılarının Türkiye'nin hatta dünyanın gelecek günlerinde fikir önderleri olacağına inanıyorum. Bazılarının da iyi birer hikayeci veya da şair olarak edebiyat tarihinde yer alabileceğini düşünüyorum.

Bu yeni bir çağ. Eskiden bir dergi etrafında toplanan yazar ve düşünürler bugün bloglar etrafında toplanıyor ve fikirlerini bu şekilde geliştiriyorlar.

Bazıları ise benim için bir roman kahramanı veya da bir filmin başrol oyuncundan farklı değil. Her gün yazmaları ile günün mutlaka takip edilmesi gereken bir işi oluyorlar. Dün ne yaptıkları veya da neye kızdıkları hatta rüyaları, hayalleri ile günün kaçırılmayacak saatini kaplıyorlar.

Dün onlardan biri ile buluştuk ve kahve içtik. Son günlerde azalan yazma sıklığından, nasıl blog tutmaya başladığına kadar... Çok keyifli idi. Bir Noni Fun olarak imza almayı unutsam da harika zamandı.

Bunun için Sibel'e buradan çok teşekkür ederim. Lütfen daha çok yaz :)

"Kendi Hayatı Bırak Ne İçiyorsa İçsin"

Babam aynen böyle demişti: "Kendi hayatı; bırak ne içiyorsa içsin"

Galiba on altı yaşımdaydım. Evin polisi olan annem, cebimde yakaladığı tek sigara için hesap soruyorken, babamın o tavrı manidardı.

"Kendi hayatı", yani benim hayatım.

Elinde sigara var mıydı, hatırlamıyorum ama şu an hala sigara içen babam, belki o gün içme dese idi, "sigara sağlığa zararlıdır" veya bağırsa veya da yapmadığı şey dövse idi, bugün ben sigara içen biri olur muydum? Çok merak ediyorum, doğrusu.

O gün cebimde olan sigara benim de değildi :)

15 Haziran 2007

"Tanpınar'ın Şiir Dünyası"

Mehmet Kaplan "Tanpınar'ın Şiir Dünyası" isimli çalışmasında Ahmet Hamdi Tanpınar'ın şiirlerini anlatmış. Hocasını en iyi eserleri ile tanıyabileceğimizi, kişiliğinin çok önemli olmasına rağmen bir sanatçıyı tanımanın eserlerinden geçtiğini belirtmiş.

Büyük bir zevkle okuduğum yazarların başındadır, Tanpınar. Romanlarından Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nü ve hikayelerinden Yaz Yağmuru'nu daha çok severim. "Huzur" elbette çok önemli bir roman ama mesele keyif almak olunca Saatleri Ayarlama Enstitüsü benim için daha ağır basar.

Ancak Mehmet Kaplan'ın esere verdiğini değer kadar, bir sanatçının yaşadığı dönem, arkadaşlıkları, mektupları, verdiği dersler kısaca hayatının her anı ilgimi çekiyor, bilmek istiyorum.

Bu kitabın başında da "Tanpınar'ın Hatıra Defteri'nin Son Satırları" isimli bir bölüm var ki inanılmaz keyifli bir metin.

İşte birkaç kısa alıntı:
"Gariptir ki eserimi sathi okuyorlar ve her iki taraf da ona göre hüküm veriyor. Sağcılara göre ben angajmanlarım -Huzur ve Beş şehir- hilafında sola kayıyorum, solu tutuyorum. Solculara göre ise ezandan, Türk musikisinden , kendi tarihimizden bahsettiğim için ırkçıların değilse bile, sağcıların safındayım."
"Az iş yapmadım. Fakat yaptıklarım beni tatmin etmiyor."
"... Bir yığın tezatın adamıyım."
"...Daima, kadınımı sevdim."
Bence fırsatınız olursa -sadece bu bölüm için bile olsa- kitabı satın alın. Eğer bir yerde bu kitabı görürseniz, o an durun ve hatıra defterinden üç sayfayı hemen okuyun.

Kitap: Tanpınar'ın Şiir Dünyası, Mehmet Kaplan; Dergah Yayınları, İstanbul, (tarihsiz!).

14 Haziran 2007

Eski Yazılarımı Özledim

Eski yazdıklarımın nette olmaması beni üzüyor. Tuhaf bir his. Yazdıklarını iyi bulmayan biri için de acı bir durum :(

Arşivi ortadan kaldırdığım gece gözüm kararmıştı ve bir an içinde hepsini silmiştim. Gün geçtikçe de neden fevri hareket ettiğimi çözmeye çabaladım. Birşeylere çok kızmıştım galiba...

Bugün eski yazıları yerlerine yerleştirmek de anlamsız.

Ne yapmalıyım diye düşünürken aklıma Vikipedi geldi. Belki eski yazılardan kişisel bir viki oluşturabilir, yapılması gereken düzeltmeleri de yaparım. Hatta vikilerin yapısına uygun olarak -bir miktar cesaretle de- herkesin düzeltme yapmasına da izin verebilirim.

Bunu galiba yapacağım :)

Belki bir şekilde bunları okuyanlar da katkıda bulunmak isterler.

Not: Kişisel bir viki için seçenek o kadar çok ki bir süreliğine viki hostlarını araştırmalıyım.

Not: Viki de nedir diye soranlar buraya bakabilirler: Vikipedi Yardım

Vikileri herkesin bildiğini düşünenler ise geçenlerde bir sunumda anlatılan bir profesör amcanın vikipedi'den bi'haber olduğunu belirtmek isterim :(

13 Haziran 2007

Cemil Meriç (1916-1987)

Bugün üstadın ölüm yıldönümü. Yirmi yıl olmuş...

"Sol-sağ... Çılgın sevgilerin ve şuursuz kinlerin emzirdiği iki ifrit. Toplum yapımızla herhangi bir ilgisi olmayan iki yabancı..." Bu Ülke'den.

"Gerici, ilerici... Düşünce hürriyeti bu mülevves kelimelerin esaretinden kurtulmakla başlar, düşünce hürriyeti ve düşünce namusu." Bu Ülke'den.

"Kamusa uzanan el namusa uzanmıştır." Bu Ülke'den.


Kitaplığımın bir numaralı kitabı Bu Ülke'dir. Ben "kendi insanımı" Cemil Meriç'ten öğrendim.

Allah rahmet eylesin...

Link:
Resmi web sitesi
Vikisöz Cemil Meriç

Mobil İmza

Sonunda Turkcell'in Mobil İmza servisi ile nitelikli elektronik imzayı kullanmaya başladım. Islak imzaya eşdeğer ilk mobil imzamı da geçtiğimiz Cuma günü attım.

Cep telefonunu geç kullanmaya başlamıştım. İlgimi ancak GPRS ile çekmişti ama zamanla üç operatörden de sim kartlarım oldu. Bugünlerde de aynı anda evde üçü de ayrı telefonlarda aktif durumda :) Nedense...

GPRS ile başlayan serüven sonradan uzun saatler boyunca telefonla konuşmaya bile dönüştü. Gece uyandırılmak veya da uyandırmak ister olmuştum. Tuhaf! İnsan bunu neden ister ki...

Son zamanlarda ise yakın bir yere giderken bazen almadan dışarı çıktığım bile oluyor. Bazen de apartmanın kapısının önünden telefonu almak için geri dönüyorum.

Yanımda her zaman Avea olmasına rağmen, bu Mobil İmza ile ya iki telefon taşıyacağım ya da sadece Turkcell'i yanıma alacağım.

Benim için işte böyle önemli bir meret oldu Mobil İmza'lı cep telefonu :)

Neden mı? Cevabımı bir resimle anlatayım.



Not: Bugün 'spam'a düşen bir sahtekarlık mailini özel olarak tıkladım. Görüntüyü Firefox için yazmayı planladığım yazıda kullanacaktım ama buraya kısmetmiş :) Firefox için yazıyı da bir süre erteledim.

Linkler:
* Turkcell Mobil Imza
** Deniz Tunçalp "Turkcell Mobil İmza"

"Children Of Men"

Çok sıkıntılı bir konu daha. Kiminle konuşmaya kalkışsam -birkaç dost dışında- nüfusu mutlaka kontrol edilmesi gereken temel sorun olarak dile getiriyor.

Argümanlarını ise rakamlarla anlatıyorlar:
  • Nüfusun GSMH'ya etkisi
  • Ailenin iki yerine bir çocukla eğitim olanakları
  • Kişi başına düşen sağlık masrafları gibi..
Nüfus artışı meselesinin problem olmaktan çıktığı günleri anlatan iyi bir film: "Children Of Men"





12 Haziran 2007

Futbol Heyecanım

Babamdan miras aldığım bir heyecan idi.

Tuttuğum takımın futbolcusunun gol pozisyonunda olması ile elimde olmadan yerimden fırlamamı ve ayakta izlemeye devam etmemi sağlıyordu.

Bir an için müthiş bir adrenalin seviyesine ulaşıyordum. Kontrolsüz davranışlardan hoşlanmasam da buna engel olamıyordum. Sonrasında kaçan gollere küfür etmiyordum ama yine de saçma yorumlar yapıyordum.

Ben bir futbol takımı tutuyordum ve oynanan oyunu taraflı olarak yorumluyordum. Hakemin aleyhimize doğru karar vermesi, benzer bir faul pozisyonunda diğer takım oyuncusunun haklı olması veya da saha içine atılan bir şeyde önemli olan gerçek veya da doğru olan değildi.

Sadece kazanmak önemli idi; ne olursa olsun kazanmak; nasıl olursa olsun kazanmak.


Şampiyonlukla birlikte 1996'dan sonra takım tutmadığı söyler oldum. Bu pek kolay bir şey değildi. Hem çevremi inandırmak konusunda hem de galibiyetlerde gizli gizli hissettiğim heyecanlardan dolayı...

Yavaş yavaş azaldı. Bugün nerede ise kalmadığını bile söyleyebilirim.

11 Haziran 2007

Kurumsal Yazılım 2007 Bitti

Üç gün süren kongre bitti. Bence ikinci ve üçüncü günleri biraz sönük geçti.

  • Bazı katılmak istediğim sunumlar iptal oldu.
  • Bir sunumda da tek katılımcı olduğumdan yapılmasını istemedim. Anlatmayı teklif ettiler ama :)
Sinemada tek başıma film izlemeyi çok seviyorsam da -bir kerecik oldu- özel ders gibi bir sunum da pek cazip gelmedi.

Umarım ki seneye daha iyisi ve kalabalığı gerçekleşecektir.

Masamdaki Küreselleşme -1

Başlıklar konusunda da özel bir çaba göstermeliyim. Anlatmak istediğim şey sadece masamın üzerine -özel olarak!- yerleştirmiş olduğum iki kitap ile ilgili bir yazı yazmak iken masamda olmayan bir kürelleşmeden dem vuracağımı düşünmüş olabilirsiniz. Mesele başka... Yazının başında belirtmeliyim diye düşündüm. Buna rağmen başlık çok hoşuma gitti; değiştirmedim. Küreselleşme pek bi'havalı kelime doğrusu :)


İki kitaptan bahsedeceğim. Ancak daha ikisini de okumadım. Niyetim ilk önce kafamda olan bazı ön kabullerimi dile getirmek ve sonra -belki önümüzdeki hafta içinde de- ikinci yazı ile ön kabullerimi tartışmak.

Kitaplar şunlar:
  1. Küreselleşmenin Öteki Yüzü Yoksulluk. Fikret Şenses. İletişim Yayınları
  2. Futbol ve Küreselleşme. Pascal Boniface. NTV Yayınları
Konularım ise küreselleşme, yoksulluk, paranın yönü, futbol, gelişmekte olan ekonomiler.

Ön kabullerim ise:
  • Paranın yönü sadece daha çok para kazanmak için değişiyor
  • Bugün para küreselleşme ile kazanılıyor
  • Gelişmekte olan ekonomiler küresel ekonomi içinde var olmaları sadece birilerinin para kazanması için
  • Futbol bir küreselleştirme aracı
Açıkçası pek hoş bir konu olmadığının farkındayım :(

08 Haziran 2007

Akla Esen Olmadık Düşünceler

Uyumak için hazırlanıyordum ki bugün yağmurda ıslandığım aklıma geldi. Sonra kalktım tekrar bilgisayarı açtım; Blogger'a bağlandım ve yeni bir blog daha açtım.

Yolda yürürken, kitap okurken, alışveriş ederken, arkadaşlarla konuşurken yani olmadık zamanlarda akla esen şeyleri yazmak için aklaesen.blogspot.com dedim...

Şimdi uyuyabilirim :)

07 Haziran 2007

İstanbul Bilişim Kongresi Kurumsal Yazılım 2007

TBD İstanbul'un bu yıl ilkini düzenlediği İstanbul Bilişim Kongresi Kurumsal Yazılım 2007 bugün başladı.

İlk gün bence harika idi. Kişisel beklenti ile ilgili birşey bu galiba :)

Yazılacak çok şey var aslında ama özetle:
  • Intel'den Aaron Coday önümüzdeki birkaç yıllın programcılar için neleri getireceğini anlattı
  • Gartner Türkiye Genel Müdürü Arzu Gençoğlu'nun sunumu güzel idi ama öğleden önce son sunum olması ile biraz acele mi etti ne? :)
  • Sabancı Üniversitesi'nden Ahmet Demirelli yine WEB 2.0 anlattı ve ben de bir daha o salondan çıkmadan akşamı ettim
Birkaç gün sonra detaylı yazmaya çalışacağım. Şimdilik bu kadar :)

Dünya Kadınların

Bugün bir kez daha, net olarak gördüm ki; dünya kadınların oyun alanından başka bir şey değil. Erkeği vezir de eden bir kadın; rezil de eden bir kadın. İsterlerse baştacı ediyorlar herkesin ve her şeyin üstüne veya da yerin dipine sokuyorlar çıkmamak üzere.

Biz erkekler için yapacak bir şey yok :)

Gerçekten...

05 Haziran 2007

Hala İhmal Edilen Web

İnternete ilk bağlanan o şanslı azınlıktan değilim. İlk bağlantım 1998'in son aylarında idi. O günden beri ne kadar da çok şey değişti.

Hayatımıza bir Google girdi ki birçok şeyi altüst etmekle kalmadı üstüne üstlük yeniden de tanımladı. Şirketlerin nerede ise tamamı internette bir yer edindi. Devlet büyük bir gelişme göstererek birçok işlemi web üzerine taşıdı. Bankalar, üniversiteler, medya geç kalmamak, faydalanmak veya da kendilerinin bileceğini nedenlerle internet hizmetleri sunar oldular.

Şimdi ise kişiler internette. Birey artık kendini ifade etmek için forumları, grupları, blogları kullanıyor. Fikirlerini, resimlerini, videolarını ve hatta şimdi de anına paylaşıyor.

Ancak bazen öyle bir şey oluyor ki internette mutlaka olur dediğim içeriğe, doğru yerde ulaşamıyorum. Çok düşündürücü bir durum...

Bir şirket neden bir web sitesine sahip olur ki?

04 Haziran 2007

"Love Actually"

Film eğlendirmeli; film günün sıkıntılarını biraz olsun hafifletmeli; film güldürmeli, mutlu etmeli, hayaller kurdurmalı...

İşte size süper bir film: "Love Actually"

Richard Curtis harika müzikler eşliğinde, bir aşk filmi çekmiş olmasına rağmen; uluslararası ilişkilerden, ironinin ne demek olduğuna; psikolojiden aileye kadar nerede ise hayatın binbir yüzünü iki saatin üzerinde anlatıyor. Ancak sonunda keşke bitmese de dedirtiyor :)

Bir başbakanın vereceği kararlarda, bazen çok basit görünen olayların nasıl da etkili olabileceğini izlemek önemli bir durum...



Elbette hayat sadece aşktan ibaret değil ama aşk hayatı farklı algılanmasına sebep oluyor... Hava kapalı, yağmurlu veya da fırtınalı olsa ve sen aşık olsan, inan ki hiçbir sıkıntının önemi yoktur. Belki kıyamet kopmaktadır ama sen yine de sevgilinin kokusu ile dünyayı yeniden inşa edersin.

Gerçekten çok tuhaf.

Ve galiba madalyonun diğer yüzü için yazıya bir cümle daha eklemeli: "Aşk acısından daha beteri de yok."

Not: DVD'lerde en çok sevdiğim kısımlarından biri de silinmiş sahnelerinin olduğu bölümler. Tatları bambaşka oluyor. İşte onlardan bir bölüm. Özellikle de sonunda olan okul kısmı.

02 Haziran 2007

Harika Bir Akşam

Harika bir akşam geçirdim.

Dostlarımı bile bile apartman toplantısı günü davet ettim. Daha doğrusu her ikisinin aynı güne denk gelmesinde, benim tercihim olmamasına rağmen, biraz yorucu olacağını bile bile göz yumdum. Ancak her ikisi için de en uygun zaman sadece bu akşamdı.

Aklımda bir saat apartman toplantısına ayırmak, sonra da bizimkilerin iyice derinleşmiş sohbetine dalmak vardı.

Şöyle gerçekleşti:
Çocuklarla yemeği balkonda yedikten sonra, bir on beş dakika apartman toplantısında bulundum. Sonra izin de isteyerek eve çıktım. Tekrar çağrılınca bir yarım saat durumun netleşmesini izledim ve yine kaçtım :) Bu sefer de yöneticimiz Mehmet Abi eve gelince, yirmi dakikada da defteri yazdım ve imzalanmasını izledim :) Toplantı için Ömer Abi'nin Samsun'dan buralara gelmesine sebep olunca, meselelerin çözümünde net tavrımı, kesin cümlelerle anlatmaya çalışmak boynumun borcu idi :) Bazıları bundan hoşlanmasa da ben böyle yaptım.

Apartman olarak bizim de kendimize göre sorunlarımızın olmasına rağmen, burada oturmakla çok sanslı olduğumu bu akşam bir kez daha anladım. Ev alma komşu al, diyorlar, bir kez daha şahit oldum.

Akrabalarımın maddi zararları pahasına ve bana karşı tavır alma ihtimallerine rağmen apartmanca bir yanlışın gerçekleşmesinde, taraf olmamamıza övünebilirim. Bu bana yeter.

Dostlarım geldiler. Bazı ufak dargınlıklar bitti :) Yine birbirimize sataştık ve yine bol bol güldük. Apartman eski kararlarının arkasında durdu. Komşularım için ek bir yük ve problem oluşmadı. Hem dostlarım, hem de apartman sakinleri benim iki yerde de bulunmaya çalışmamı anlayışla karşıladılar...

Böyle bir akşam, nasıl güzel olmaz ki...